2024 | SAnatçı Listesi
Zero Movement olarak yerindelik, transthinking ve belirme kavramlarıyla ele aldığımız RE*MIND Sanat Araştırmaları sunumu 23 Eylül- 17 Ekim arasında gerçekleşti. Bozcaada coğrafyasına odaklanan sanat araştırmaları kapsamında 14 misafir sanatçı ve 9 ev sahibi sanatçı adaya dair işlerini sergilemiştir.
RE*mind teması; hatırlama ve yeniden düşünme süreçlerine odaklanan bir kavram olarak sanat araştırmalarının merkezindedir. Etimolojik olarak, “remind” kelimesi “yeniden hatırlatmak” veya “zihinde canlandırmak” anlamını taşır. Kavramsal olarak ise RE*mind, geçmişin hatırlanmasının yanı sıra, coğrafyanın kendiliğinden belirmesi, anıların canlanması ve geçmişin unsurlarının bugünün bağlamında yeniden değerlendirilmesini ifade eder. Bu tema; Bozcaada’nın tarihini, kültürel mirasını ve doğal dokusunu sanatçılara ve izleyicilere hatırlatarak, bu unsurların sanatsal ifadelerle yeniden canlanmasını sağlar. RE*mind; hafızanın gücünü ve coğrafyanın izlerini keşfetmeyi amaçlarken, geleceğe dair yeni perspektifler sunar.
Ada Koloğlu
Ali Johannes Ülker
Barış Muratoğlu
Bozcamemes
Bülent Ergün Erol
Büşra Aydagün
Derin Uludağ
Dilara Selçuk Koloğlu
Esin Avcı Aykanat
Esra Kara
Gizem Renklidağ
Gülseren Cizdan
Güven Çetinkaya
Nihan Bostancıoğlu
Rüçhan Eylül Ercan
Saye Özçelik
Selçuk Demirci
Umut Kambak
Özgür Kavurmacıoğlu
Ülker Aral
Vuslat Kocaman
Ada Koloğlu
Video 5’45’’
“Kendin Şişir Kendin Ye”
Ali Johannes Ülker
Linolyum Baskı
“Die Rabauken“
Nedir gereken tüm kural, form ve sınırlamalardan sıyrılmak için?
Aptallığın özgürlüğü.
Özgürce hareket edebilmek,
İçimizde sabırla bekleyen tüm gizli hazinelere erişebilmek,
Döngüden yepyeni perspektiflere dalmak için?
“Rabauke”
Yoldan çıkmış.
Sıradışı.
Uyumsuz.
Azıcık kaçık.
Sevgi dolu olan.
Dünyaya çocukça hayran.
Nasıl olur yer versek
bu bir yandan özlediğimiz bir yandan da gizlediğimiz yanlarımıza?

Barış Muratoğlu
Heykel
Buluntu Malzemeler
“37.6”
Hali hazırda ve yerli yerinde bulunduğum zaman diliminde, deneyimlerimi, gelişmeleri ve değişimleri not alıyorum. Uçuşumun kaçıncı günündeyim bilmiyorum ama içinde bulunduğum zaman diliminde 47 yıldır buradayım ve hala çocuk gibiyim. Çok az şey bilen, bildiği doğrular sürekli evrilen ve bir çınar ağacı gibi büyüyen tarafıma yetişkin diyorlar. Lodos’un hediyeleri ile oluşturduğum işlerin yanı sıra adanın pek insan ayağı değmemiş yerlerinde bulduğum objeler tasarımlarımın ana malzemeleri. Buluntularım ile çıktığım bu yolculukta denize düşenler başka bir formda yaşam buluyor. Belkide bu malzemeler beni buluyordur.
Kim bilir.
Işığın izdüşümündeydi yolculuğum
Hayalperestim
Ne varım ne yokum
Gerçek olan sadece düşüncelerim
Düşler ülkesinin Utopia adasında yaşar ve düşlerim
Düşlerimi ağaçlara taşlara işlerim
Renklerim deniz ve gök mavisidir

Bozcamemes
Fotoğraf Baskı
“Geleneksel Meşhur %100 Ada Mimleri”
Bozcaada merkezde yaşanan olaylar ve kaybolan ada kültürü üzerine absürt esprilerle dikkat çeken bir Instagram mizah sayfasıdır. 2020 yılından beri her yaştan ada sevdalısı tarafından takip edilen bu sayfa, kar amacı gütmemekte ve mizah aracılığıyla insanları bilgilendirerek toplumsal konulara farkındalık kazandırmayı amaçlamaktadır. Sayfa, çeşitli içeriklerle pek çok olayı mizahi bir dille ele alırken, insanların konuşmaktan çekindiği konulara da samimiyetle yaklaşarak özgür bir tartışma ortamı yaratmayı hedeflemektedir.
Bu hedefler, benzer bir vizyona sahip olan sanatçı kolektifiyle paralellik göstermektedir; her iki taraf da tabanda aynı değerlere hizmet etmektedir. Mizahın da bir sanat biçimi olarak görüldüğü, toplumsal sorunlara dikkat çekilen güzel günler görmek umuduyla, Bozcamemes, bu yolculukta sanatçı kolektifinin yanındadır.

Bülent Ergün Erol
Heykel
Buluntu Ahşap Malzemeler
“Zaman Kapısı”
Size zamanı donmaya ya da zamanı yavaşlatmaya ikna etmiş bir adadan bahsetmek isterim.
Bu küçük kara parçasının üstünde; kendi boyundan çok daha büyük ve kadim nice kültürün izleri var. Bu kültürlerle beraber tarihi karakterlerin attığı imzaları da unutmayalım. Hâl böyle olunca söylenceler ve efsaneler Bozcaada tarihini daha başka bir seviyeye taşıyor. Ada bugün bile bir çekim merkezi. Zamanın sonsuz döngüsünde kendi kapılarını kendi oluşturan bir ev sahibi. O vakit şu soruyu sormak lazım: “Sonsuzu sarıp sarmalayan zaman, bir yerlerde saklı kalmış olabilir mi?”
Zaten bir şeyi saklamak isterseniz göz önüne koymak gerek.
Şu halde bir kapıda bizler yapsak olmaz mı?
Tarihin, söylencelerin ve efsanelerin biriktiği, çoğaldığı ve değiştiği bir zaman kapısı.
Geçmiş ve geleceğin harman olduğu diyarlara selam etmek için.
İşte şimdi o kapının önündeyiz.
Nereye gitmek isterseniz oraya açılır.

Büşra Aydagün
Video 3’16’’
“Read When the Wind Blow”
Dilara Selçuk Koloğlu
Heykel
“İsimsiz”
Şüphesiz ADA hafızasında limanlar, 4 tarafı sularla çevrili kara parçalarında, kapı görevi görürken, dış dünya ile bağ kurulmasında iskelelerde eşik görevi görmüştür. Adalılar için iskeleler evden ayrılmanın, eve dönmenin, kaçışların, zorunlu yada tercîhi terk edişlerin yaşandığı yerlerdir. “ADALI” olmak; hiçliğin kabullenişi ile başlayan, bireyin kendisi, çevresi ve hiçlikle müzakere etme eylemidir.
Çalışmada kapı aralığına hapsolmuş figür, espası içine dahil ederek geçen gemileri selamlamaktadır. Elinde tuttuğu beyaz mendil teslimiyete atıfın yanı sıra, bugünlerde unutulmuş olan uğurlamalardaki mendil sallama geleneğine bir göndermedir.

Esin Avcı Aykanat
Yerleştirme
Hücresizleştirilmiş üzüm yaprakları, ölü dallar
Video, 3’07”
“Bağ kesmek ya da tekrar bağ kurmak”
Bozcaada, üzümleriyle yemyeşil uzanan canlı bağlarının yanı sıra, sakinlerinin “hayalet bağ” olarak adlandırdıkları birçok terkedilmiş bağın da zemini. Bir hayalet bağ, aslında insanın nesilden nesile zayıflayan toprakla ilişkisinin de somut bir göstergesi gibi. Adaya yeni gelen biri için biraz solmuş gibi görünse de hâla yapraklarını büyütmeye devam eden bu bitkilerin birer ruhtan ibaret olduğunu anlamak zor olsa da bu bağların hikayesini dinlemek, bağlardan öte, daha derinde, kendi kökleriyle ilişkisini hatırlatıyor insana. O yüzden bir bağı terk etmek, kendi köklerini de topraktan sökmek, ona bir noktada geri dönme ihtimali ise yeryüzüyle yeniden bağ kurmakla özdeştir ve o bağı kurmanın hep açık bir yoludur belki de…
Bu çalışma, bir hayalet bağdan ödünç aldığı yaprakları tüm canlı hücrelerinden arındırarak zamanda donduruyor, cansız olsa da onları ölümsüz hale getiriyor. Bu da bir bağın nesilden nesile, geleceğe aktarılması kaygısına romantik bir cevaptır belki de…

Esra Kara
Seramik
“Kilin Yolculuğu”
Bozcaada sahillerinde, koylarında rastlaştığım killer bu eserlere ilham oldu. Ayazma beyazı, elle şekillendirdiğim seramiklerde biçim oldu. Ayazma’nın dillerinden biri oldu. Beylik beyazı ile karşılaştım, şekillendirdim, pişirdim, sır uyguladım ve tekrar pişirdim. O da bir dile dönüştü. Ayazma sarısı, Ayana sarısı ve Ayana kırmızısını tuval üzerine renklendirme yaptığım eserler üzerinde denedim. Daha sonra seramiklere renk olarak uyguladım. Deneysel bir yaklaşımla başkalaştılar ve onlar da bu yolculuğa dahil oldular.
Her şey topraktan başladı…

Gizem Renklidağ
Yerinde Bir Deneyim Alanı
Video 5’28’’
“Kendi Zamanında”
“Kendi Zamanında,” bir mekânın dönüşüm sürecini görünür kılan bir sanat projesidir. Bozcaada’da, 100 yıllık bir hafızayı barındıran binanın yenileme inşaatında gerçekleşmiştir. Sanatçının inşaat alanında kurduğu geçici atölyeyle başlayan bu süreç, serginin oluşumunu izleyiciye açık bir şekilde sunmuştur. Projede, bir mekânın sanatsal müdahalelerle nasıl yeni anlamlar kazanabileceği araştırılmaktadır. Misafirlik, serginin merkezinde yer alan kavramlardan biridir. Bu kavram, bir mekânla kurulan ilişkide gereken incelik ve nezaketi hatırlatır. Girişte bırakılan bir çift ayakkabı, maddiyattan arınarak mekâna manen adım atmayı simgeler; bu, sanatçının mekâna duyduğu özeni ifade ederken, izleyiciyi de aynı duyarlılıkla sergiye katılmaya davet eder. Sergideki unsurlar, doğa ve insan arasındaki kırılgan ilişkilere dikkat çeker. Temsili bir kuyu, izleyicinin içine su dökmesiyle her defasında yeniden hayat bulur. İnşaatın tozlu yüzeyinde suyun etkisiyle ortaya çıkan renkler ve dokular, insan-doğa etkileşimine dair bir deneyim sunar. Doğanın varlığını ve insanın ona olan etkisini sorgulayan diğer unsurlar arasında, kum zambaklarının ve mercan kolonilerinin yok oluşuna dair yerleştirmeler yer alır. Bu eserler, yalnızca estetik birer obje değil; insanın doğaya verdiği zararın sessiz bir hatırlatıcısıdır. İzleyiciye, yok olmaya yüz tutmuş ekosistemlerin ardında bırakacağı boşluğu düşündürür. Sanatçının “FISPIS” tekniğiyle ürettiği resimler, mekânın dokusuyla doğrudan bir ilişki kurarak doğanın ritmini ve örüntülerini serginin bir parçası haline getirir. Ziyaretçiler, pencereden sokağa bakan ve Bozcaada’nın sesleri ile renklerini sanatçının yaratım süreciyle harmanlayan video çalışmaları aracılığıyla sergiye davet edilir. “Kendi Zamanında,” adanın geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine bir düşünme sürecidir. Sanatçının süreçle kurduğu bağ, mekânın geçici yapısında izler bırakır. İnşaat alanındaki bu deneyim, izleyiciyi yalnızca bir izleme eylemine değil, doğa, mekân ve sanat üzerine düşünmeye davet eder. Mekânda paylaşılan her an, mekânın ve sürecin bir parçası haline gelir.
Gülseren Cizdan
Hareket Odaklı Performans Araştırması Video Dökümantasyonu 2″58′
“Void Formations”
Void Formations, sanatçının gelişim aşamasında olan Blank Border isimli performansı için Bozcaada’nın farklı alanlarında gerçekleştirdiği; doğa ve mekan ile iletişim kuran, boşluk ve potansiyel alan arasındaki gelgitleri ele alan hareket araştırmalarının video dökümantasyonudur.
Sanatçı, adanın hemen her köşesinde karşılaştığımız kargı bitkilerinin gövdelerini bir araya getirerek boşlukları farklı biçimlerde ve tekrardan inşa etmeyi deniyor, sınırların sabit olmaktan çok sürekli yeniden şekillendiği ve tanımlandığı bir keşif alanı oluşturuyor. Nesnenin kuşattığı boşluğu ve etkilerini sorguladığı bir alan yaratıyor: Bir nesnenin kapladığı alan çevresindeki mekanla nasıl bir etkileşim yaratır? Sınırların ve şekillerin tanımı, mekan değiştikçe nasıl dönüşür?
Sanatçı, hareketin ve nesnenin etkileşimiyle boşluğu yeniden düşünmek için bir zemin hazırlıyor.
Güven Çetinkaya
Heykel
“Sancı”
Yaşamın sonsuz döngüsünde, kuzey Ege’nin tarih boyunca birçok kültüre ev sahipliği yapmış adası Tenedos (bugünün Bozcaada’sı), çok katmanlı ve rengarenk kültürel yapısıyla varlığını sürdürüyor. Rum ve Türk mahallelerinin yan yana yer aldığı bu ada, tüm renklerimizle bir bütün olma ve var olma sürecini simgeliyor. İsimsiz kral, renkleriyle kültürleri işaret ederken, rotasyonun çizgileri bu sürecin devamlılığını anlatıyor. Satranç tahtasındaki hamlelerimiz, bizi gelecek nesiller için seçimlerimizi yeniden düşünmeye davet ediyor.

Nihan Bostancıoğlu
Sanatsal Baskı
“Uya’n ve Düş”
Ada’nın dokularında geçirdiğim zamanlar anlatım dilimin temelini oluşturdu. Zamanın katmanlarını biriktirme tarzıyla, bana ilham kaynağı oldu ve anlam arayışımı besleyen bir zemin sağladı.
“Sıfır” noktası, üretim sürecimde bir şeyleri yeniden başlatma arzumla örtüşüyor. Ada’nın bana verdiği yeniden inşa etme arzusuyla gelen —sıfır noktasından başlama hissi üretim sürecimin bir parçası oluyor.
Bozcaada benim için her şeyin hem tanıdık hem de yeniden keşfedilmeye hazır olduğu bir yer. Burada her şeyin yeniden başladığını hatırlamak doğal bir his. Bize kendi döngüsünde her defasında yeni bir başlangıç noktası sunuyor.

Rüçhan Eylül Ercan
Video
Tersi Yüzü
Adadan aldığı esintiler ve Umut Kambak’ın “Bu Bağın Sahibi Heralde Öldü” başlıklı enstalasyonundan ilhamla oluşturulan bu performans, Bozcaada’nın kaybolmaya yüz tutmuş mirası olan hayalet bağları konu alan bir video performans projesi.
Performans: Rüçhan Eylül Ercan
Video: Umut Kambak
Saye Özçelik
Heykel
Buluntu Metal ve Plastik Malzemeler
“Gt-4935”
Adanın kıyılarında bulduğum hurda metal ve plastiklerden oluşan Gt-4935, her koşulda çalışabilecek bir götürgeç olarak tasarlandı. Monocycle prensibiyle çalışan tekerleği ve yelkeni sayesinde, deniz üzerinde rüzgarı avantaja çeviren bir yapıya sahip. Basit ama etkili bir sistemiyle tekerlek ve yelkenin birbiriyle uyum içinde çalıştığı bu düzenek su üzerinde ve karada yol kat etmeyi kolaylaştırıyor.
Geçmişte, ada ile ana kara arasındaki ulaşım olumsuz hava koşulları nedeniyle sık sık kesintiye uğrardı. Feribotların ve gemilerin iptal edildiği o günlerde, bu tür bir taşıyıcıya sahip olmak işlevsel bir çözüm olabilir.

Selçuk Demirci
Video 0’48’’
“There is a sound of a new beginning”
Bu video art çalışması, doğa ve insan deneyimi arasındaki hassas etkileşimi, görseller ve sözler aracılığıyla bir sunu içeriyor. İmgeler, izleyiciyi yansıma ve düşünceye çağırarak, çıktığımız yolların bizi nasıl ortak bir amaç ve karşılaşma noktasında birleştirdiğini anlatıyor.
Eserde, zaman, bağlanma ve yenilenme üzerine şiirsel bir anlatım bulunuyor:
“Yeni bir başlangıcın sesi var,
Yeni bir nefes,
Zaman bir ağ gibi örülüyor,
Kuşların şarkısında,
Yaprakların fısıltısında.
Başımızı göğe kaldırınca,
Her gölgede bir umut,
Her çemberin içinde.
Bir yol
Bir hikaye
Her anın içinde gizlenen bir sonsuzluk
Bizi birleştiren görünmez bir bağ
Her başlangıç bir son,
Her son yeni bir bağlangıç.”
Anların gizli sonsuzluklarını işleyen bir dokuma; her an, görünmeyen bağlarla katmanlanıyor. Kuşlar, gökyüzü ve çemberler gibi tekrar eden imgeler, yaşamın döngüsel doğasını ve dönüşümünü simgeliyor.
Bu çalışma, direnç ve birlikteliğe bir gönderme yapıyor. Her bitişin yeni bir başlangıca dönüştüğünü ve tüm bu döngülerin birbirine bağlı bir varoluş çarkında hareket ettiğini hatırlatıyor.
Umut Kambak
Gölge Yerleştirmesi
“Bu bağın sahibi herhalde öldü”
ölge, ada coğrafyasının tarihi boyunca geçmişin, anıların ve izlerin peşinden şekillenmiştir. Ada için yapılan bu yerleştirme, terk edilmiş üzüm bağlarına halk arasında “Hayalet bağlar” denildiğini duyduğumuz ilk andan itibaren gölgelerle beraber biçim almaya başladı. Toprakla ilişkilenmek ve üretmek, ait hissetmek ya da “oralı olmak,” belki de en büyük nimetimizdi. Tenedos’un bu nimeti, şüphesiz üzüm bağlarından geçmekteydi. Farklı sebeplerle terk edilen bu bağlar, şimdi sessiz bir hayaletin gölgesine sığınmış durumda.
Katılımcılar, ellerindeki ışıkla bu gölgeleri yeniden var ederek adanın terk edilen geçmişini ve izlerini görünür kılmaktadır. Her ışık, bağların ötesinde kalan gölgeleri ve silikleşmiş hikayeleri ortaya çıkarıyor ve yeni gölgeler yaratmaktadır. Oralı olan ya da olmayan, herkes bu “hayalet bağların” gölgesinde adanın tarihini yeniden deneyimleyip, sırt çevrilen bir tarihin sessiz izlerini tekrar görünür hale getirmektedir.
Ülker Aral
Yerleştirme
Senin Lisanın”
9 yaşındayken ailemle Atina’ya yaptığımız seyahatte, Bozcaada’dan Yunanistan’a göç eden Savvaidou ailesine bulunduğumuz ziyarette Thea ile tanıştım. Türkçeyi unutmuş olan Thea o gün anı defterime yunanca bir anı yazmıştı. Annesinin yardımıyla da yanına Türkçesini yazmışlardı. Bir sonraki buluşmamızda benimle benim dilimde konuşacağına söz veren Thea, bir yıl sonra Bozcaada’ya geldiğinde Türkçe konuşuyordu.
Anı yazısı, Lenticular baskı prensibinden esinlenerek, bakış açısına göre iki farklı yüzeye sıvanarak tasarlanmıştır. Böylece oluşturulan 3 boyutlu alanda iki farklı dilde yazılmış aynı anı yazısı okunabilmektedir.
Bozcaada, yıllar boyunca Türkler ve Rumların birlikte çalıştığı, birlikte ürettiği ve birlikte paylaştığı bir ada olmuştur. Yapılan iş, iki farklı kültürün iç içe geçişini simgelemektedir. Geçmişe baktığımızda hatırladığımız ortak anılarımızı geleceğe taşıyacağımız bir hatırlatma niteliğindedir.

Vuslat Kocaman
Seramik
“Ziyafet”
Bu eser, Bozcaada’nın kendine özgü, zengin lezzetlerini ve kültürel mirasını, Çanakkale’nin köklü sanatları olan seramik ve çini ile birleştirerek oluşturulmuştur. Eserde mavi-beyaz desenler kullanılmış ve balığın üzerindeki desen asma yaprağı tasviridir. Bu çalışmada, yerindelik kavramı ön planda tutulmuş, yerel malzemeler ve tarifler kullanılarak adanın ruhu yansıtılmıştır.
Yeniden hatırlatma kavramı, bu eserin merkezinde yer almaktadır. Geçmişin hafızası, unutulmaz anılar ve deneyimlerle dolu bir harita gibidir.
Bu eser, geleceğe dair yeni perspektifler sunmayı hedeflemekte, izleyiciyi sorgulamaya ve keşfetmeye davet etmektedir. İki farklı dünyanın buluştuğu bu serüven, sadece bir sanat eseri değil, aynı zamanda bir kültürel yolculuktur.



